Obsesif Kompulsif Bozukluk


Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) kişinin tekrarlayıcı, ritüelistik, rahatsız edici davranış, düşünce ve hayalleri üzerindeki kontrolünün çok azaldığı ağır, yaygın görülen ve kronikleşme ihtimali yüksek olan psikiyatrik bir bozukluktur.

Obsesyonlar tekrarlayıcı, rahatsız edici ve mantık dışı olduğu bilindiği halde uzaklaştırılamayan düşünce, dürtü ve düşlemlerdir. Kompulsiyonlar ise obsesyonlardan kaynaklanan kaygıyı azaltmak için ortaya çıkan tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemlerdir.

Çocuk ve ergenlerde sık görülen obsesyonlar:

Kirlenme ve bulaşma (%40-76)

Kuşku (%20-50)

Hastalık-ölüm düşünceleri (%20-40)

Kötü bir şey olacak düşüncesi (%20-24)

Simetri ve düzen takıntıları (%8-17)

Çocuk ve ergenlerde sık görülen kompulsiyonlar:

Yıkama (%50-85)

Kontrol etme (%40-65)

Düzenleme, sıralama (%30)

Sayma (%20-35)

Dokunma (%8-20)

Çocukluk ve ergenlik döneminde görülen takıntı ve zorlantılar erişkinlere göre zaman içinde daha fazla değişime uğrama, artma veya azalma eğilimi göstermektedir.

Erişkin dönemde tanı alan OKB hastalarının yaklaşık %50’sinde şikayetler çocukluk veya ergenlik döneminde başladığı bildirilmektedir.

OKB görülme sıklığı çocukluk çağı (10-11) ve genç erişkinlik dönemi (19-23) olmak üzere iki kez pik yapar ve çocukluk döneminde başlayan OKB’nin ortalama başlangıç yaşının erkeklerde 9-11 iken kızlarda 11-13 yaşları olduğu ve erkek çocuklarda kızlardan daha sık görüldüğü bildirilmektedir.

Çocukluk çağında başlayan (erken başlangıçlı) OKB klinik görünüm açısından şiddetli belirtiler, daha fazla işlev kaybı ve kötü seyir ile ilişkilidir.

OKB’ye diğer psikiyatrik hastalıklarda çok sık eşlik eder. Ergen OKB hastalarında en sık depresyon ve psikoz eşlik ederken erken başlangıçlı çocuk OKB hastalarında en sık dikkat eksikliği ve hiper aktivite bozukluğu (DEHB) ve anksiyete bozuklukları eşlik etmektedir. Ayrılık kaygı bozukluğu bazı vakalarda çocukluk çağında OKB’nin başlamasının öncülüdür.

OKB’nin nasıl oluştuğu tam bilinmemekle birlikte, araştırmalar birden fazla genetik (aile ve ikiz çalışmaları) ve çevresel (enfeksiyonlar, anne karnında ilaç, sigara vb. maruz kalma, doğum travması gibi) risk etkenlerinin, hücresel fonksiyonlarda ve/veya değişen nörotransmitter sinyalizasyonunda değişikliklere neden olduğunu önermektedir. Bu moleküler ve hücresel değişiklikler, beyindeki bazı bölgeleri (fronto-striatal-talamik) etkileyerek ve OKB'ye neden olmaktadır.

Günümüzde OKB’nin kronikleşme ihtimali yüksek olmakla birlikte ilaç tedavisi ve terapi tekniklerinin kullanılması ile tedavi edilebilen bir bozukluk olarak değerlendirilmektedir.

OKB tedavi edilmezse kendi başına düzelmeyen ve ek olarak başka psikiyatrik hastalıklarında eşlik etme olasılığı yüksek olan bir hastalıktır. Aynı zamanda tedavi süreci, zor, uzun ve uzman tarafından verilen önerilere ailece uyum gösterilmesi gereken bir süreçtir.  Hastalık veya tedavi hakkında çocuk ile aile arasındaki çatışmalar tedavi sürecini aksatabilir. Bu noktada ailelerin tedavinin önemli bir parçası olduklarını unutmaması gerekir.

Sonuç olarak OKB aslında çocuklarda sanıldığının aksine daha sık görülmekte ancak çocuğun uzman tarafından değerlendirilmesini engelleyen yanlış inanışlar nedeniyle (durumu normalize etme, inkar etme, belirtileri küçümseme gibi) genellikle tanı koyma süreci uzamakta ve kronikleşme ihtimali artmakta ve ciddi işlev kaybına neden olmaktadır. Bu nedenle erken tanı konulup tedavinin düzenlenmesi hastanın hayat kalitesi açısından önemlidir.

19 görüntüleme
  • Instagram

©2020 semiherden.com